Düzlemselliğin ve Derinliğin kesiştiği yer
Aklın gözü, gördüğü şeyler arasında matematik ilişkiler kurmaktan yanadır. Bu ilişkilerin çözemediği ya da çözmekte zorlandığı yerlerde ise sezgi ("intuition") devreye girer; sezgisel yolla kavranan dünya, gerçekliğin yansıttığı evren şemasını aşar, dolayısıyla matematik düzen ilişkilerine bağlı olan imge tasarımı, sezgisel yöntemle ulaşılan tasarıma bırakır yerini. Pascal, 17. yüzyılda akıl ülkesinin sınırının bittiği yerde, gönül ülkesinin başladığını öne sürerek, bir anlamda, sanat dünyasına özgü ifade biçiminin tanıma sığmayan, ama sonsuz olanaklarla dolup taşan gücüne işaret etmişti. Duyularımızla elde ettiğimiz bilgiler, arınıp duruldukça, görsellik düzeyine ulaştıkça, ilk kaynağından uzaklaşır, sanatsal bir kimlik edinerek resim yüzeylerine taşınacak bir konuma gelir. Nesnel gerçek, yerini öznel gerçeğe bırakır.
A.Lhote, sanat yapıtında asıl önemli olan şeyin, geometrik mimari yapısı, plastik düzeni ve geniş renk lekelerinin dengeli dağılımıyla, nesnel gerçek dışındaki ilişkilerde saklı bulunduğuna değinmişti..
Doğal gerçekliğin, doğal olguların simülasyonu peşinde olduğunu, son yıllarda ürettiği resimlerle kanıtlamış olan Hakan ESMER, Lhote'un sözünü ettiği bu ilişkilerde aramaktadır sanatının gerçek kimliğini. Aynı yöreden gelmiş olan başka sanatçılarda da izlediğimiz doğa gerçekliğini model alma kaygusu, onun resimlerini de belirleyici ana etkendir: Karadeniz doğası, günün değişik saatlerinde, üzerine düşen ışığın yarattığı farklı izlenimleri görüp göstermeye zorlar orada yaşayan sanatçıyı. Bir görüntünün ötekiyle, yapısal yönden bütünleşen, ama görsel imgeler açısından yeni ifade olanakları hazırlayan renksel etkisi, ışıklı nesne görüntüsü arasındaki ilişkilerden yeni yapı malzemeleri oluşturmaya yönlendiririr sanatçıyı.
Hakan ESMER'de hem yüzey hem derinlik imajını üst üste bindiren, biriyle öteki arasında plastik geçişler arayan sanatçı tutumunun, buradan kaynaklandığı düşünebilir. Bu tutum, temelde renk sorunu çevresinde biçimlenmektedir. Aynı rengin (örneğin griye dönüşen mavi, sarının tonlarını içinde saklayan kahverengi) farklı nüansları dolayında gezinerek, ilk bakışta derinlik çağrıştırıcı bir etki oluşturmayı amaçlar göründüğü halde, bu amacın tersini yani düzlem kaygusunu da bütünüyle dışlamaksızın, ikisini bağdaştırmaya çalışmasının arkasında, renkle özgürce oynamasının ağır basmasından kaynaklanan bir sanatçı güdüsünün yattığı kolayca saptanabilmektedir.
Batı resminde, 1940'larda kendini gösteren "informel" sanat ve lirik soyutlama çevresindeki gelişmelerle, Hakan ESMER'in bu tutumunu ilişkilendirmek, ilk bakışta olası görünüyor. Ancak bu noktanın fazla abartılması doğru olmaz. Doğadan algılanan ve duyumlarla geliştirilen bir imge gerçekliğini, doğrudan kendi deneyimleri ve sanatçı uğraşı sonucunda edindiği bir işçilikle yapılandırılıp olgunlaştırmak, böylece bütün yan bağlantılara karşın, kendi görsel bulgularıyla yetinme olgusunun sınırları içinde kalmak Hakan ESMER'in resimlerinde şimdilik ana eğilim olarak kendini gösteriyor. Duyumlarıyla dengelediği sezgilerinin sonucudur onu böyle bir eğileme doğru yönlendiren. 1970'lerden bu yana, toplu eğilim odaklarında sıyrılmaya çalışan genç sanatçı işlevi, ESMER'i de etkilemiş olmalıdır. O da, sanatçı eylemin, kendi başına buyruk bir serüvene kapılmakla, inandığı ve içtenlikle bağlandığı bir sanatçı düşüncesi etrafında direngen bir çalışmaya girişmekle, tutarlı bir yola doru kanalize olabileceğine inanmış görünmektedir.
Resimdeki derinliğin, görüntü biçimlerini yüzey üzerinde örgütleme sonucunda gerçekleştirilen bir yanılsama olduğu göz önüne alınırsa, Hakan ESMER'in böyle bir yanılsatıcı imge geliştirmekten çok, bunu kırmaya yönelik bir anlayışı benimsemiş olması da dikkat çekicidir. Başka türlü söylemek gerekirse, Hakan ESMER, izleyiciye çok denenmiş olan böyle bir imge sunarak, bugüne kadar yapılmış ve yapılmakta olanın bir tekrarını yapmaktan kaçınıyor, düzlemsel ("surface") olanın, resmin kendisi olduğu gerçeğini, sürekli olarak gündemde tutuyor. Tablonun zeminine doğru kaçan kaçabilen görüntüleri, denetim altında tutuyor.
Bu görsel deneyimin, kendi içinde ilerde gündeme gelebilecek başka seçenekleri de taşıyor olmasını, Hakan ESMER'in bundan sonraki çalışmaları açısından olumlu bir referans olarak gördüğümü belirtmek isterim.
Prof. Kaya ÖZSEZGİN 1999
Düzlemsel Örgeler
Canlı, değişken bir dünya, renkleri coşkulu, esin yüklü.... Lirik esintileri görülür. Hakan Esmer'in resimlerinde. Kollektivist ve yalın örgeler... Duyumsal, kendi içinde organik bir kurgu. Heyecan dolu, taşkın düşünceler umut dolu... Tuval yüzeyindeki yaşamın renkliliği, informel dalga boyutunda. Her resim, bir öncekinin serüveninden nasibini almış sanki.
Hakan Esmer'in resimlerindeki doğallık anlayışı, yaklaşımı, kendi içindeki şiirsel atmosferiyle tuval yüzeyinde belirir. Bissiere'ın dediği gibi; "Herkesin düşlerini aşabileceği renkli imgeler ve içini dökme gereksinimi" vardır. Esmer'in resimlerindeki dinamik yapısı gereği, bilinçaltının ve düşüncenin simgeleşen arşivi, zarifliğin de bir şiiridir. İçten içe her leke büyülü bir senfoniyi oluşturur.
Plastik değer olarak değişmez bir gerçekliktir renk, Esmer'in resimlerinde. Bu değişmez gerçeklik; taşkın atmosfer içinde keşfedilen ilkesel bir geleneğin özüdür. İlişkiler zinciri oluşturan lokalize edilmiş renkler; çözümleyici düşünce biçiminin kesinliği içinde kendi varlığını açığa vururlar. Esmer'in kendine özgü bu yaklaşımı; genellikle rengi ön plana çekerken konuyu geriye iter. Düzlemle-derinlik arasında rengin titreşim yapması için ana renklerden ziyade, ara tonlarla hesaplaşmaya gider. Aranmış ve bulunmuş renkler işlevsel açıdan derinliğin sınırlarını da aşarlar. Kurguyu oluşturan ara renkler ve ön planda yer alan ana renklerin organize oluşu, düzlemle-derinlik arasındaki dengeyi kurarlar. Ara renkler ise genellikle resimsel mekan oluşturmada etkili görünürler. Esmer'in kendi deyimiyle ; "Kendi içinde konu olarak esneklik taşıyan peyzaj resimlerimde, izleyiciyi resimde saklamak için yüzeysellikten öte, onu devamlı hareketli tutarak resimlerde yarattığım boşluklarla gidip gelmesini sağlarım. Somut ve soyut arasındaki hassas dengenin izleyicinin eline bırakmak, izleyiciyle resim arasındaki bağı daha da kuvvetlendirmek isterim" demektedir.
Soğuk-sıcak, açık-koyu renklerin oluşturduğu ilişkiler, uyum dolu bir organizasyonu sunarlar. "Herşey yerli yerinde görülür. Her leke doğal bir yalınlıkta soluk alıyor, herşeyin dinlendirici ve dingin bir görünümü vardır." Bu yönüyle; "Görkemlilik ve dinginlikten bir şeyler taşıyan bir sanat" hedefleyen Cezanne'nın bu düşüncesine yaklaşır Hakan Esmer. Biçim ve renkler her resimde, incelikli bir denge oluştururlar. Karşıt renkleri ve renk değerlerini aza indirgemek için renkler kırılmıştır. Kırılmış renk parçaları uyumlu bir şekilde tekrar birleşimi, tuval yüzeyinde yeniden yapılanma aşamasına geçerler.
Doğanın dinamik ve devingen yapısını kendi içinde koruyan Esmer, iç dünyasındaki gizemli düşselliğini resimlerine yansıtır. Doğayı düşlediği gibi yeniden biçimlendirip, yeniden yaratma serüvenine girer. Esmer, olanakların ve biçimsellikte esneklik taşıyan doğa konusunun sınırsız olduğunu, eklenecek ve çıkaracakların sanatçının iç dünyasındaki güzelliklerde saklı olduğunu savunur.
Doğadaki değişen anlık izlenimlerin görüntüleri, genellikle ağaçların dallarında görülür. Bazen bu görüngüler; kompozisyonlarda yer alan, tarla izlenimi yaratan parsellenmiş yüzeylerede yansır. Esmer iklimin değişken durumlarının resimlerine girmesine olanak verir. Resimlerde görülen yüzeyler kimi zaman durgun bir göl gibidir, kimi zamanda yarışa hazırlanan yollara ve tarlalara benzer.
Bu parsellenmiş yüzeyleri, kesişen yolların kapıları, umuda açılır. Ayrıca bu yol gibi görünen kesitler devingen bir tavır takınırlar. Yüzeylerde oluşturulmuş bu resimsel mekanlar, adeta bir orkestra şefi tarafından yönlendirilmektedir. Parçalanıp tekrar bir araya gelen taşist lekeler, şiirsel mizacına inebilmişlerdir. Onun bu eyleminin, izleyiciyi nereye götüreceği bilinmez. Pierre Soulages'ın dediği gibi; "değişen maddeleri severim, maddelerin tuzağa düşürüldüğü zamanı"
Sonuçta renk, Hakan Esmer'in resimlerinde işlevsel açıdan vazgeçilmez bir unsurdur. Aranmış ve bulunmuş bu renk değerleriyle kompozisyon oluşturma da onun için çözümleyici bir yöntemdir. Bu ara tonlarla, resim yüzeyi üzerinde farklı arayışlara girer Esmer. Resim yüzeyinde arka ve ön planda yer alan bu renk tonlarının örgütsel ilişkileri, mesafeleriyle birlikte içtenlikli bir mekan oluştururlar.
Esmer'in resimlerinde RENKLER patlarken, gürültü yapmazlar. Devingenliğin boyutlarını yakalarlar, fazla konuşmazlar. Ardından belli-belirsiz elemanlar, örgütsel faaliyete geçerler. Sanatçının bu eyleminin içsel bir birikimin sonucunda ve renk akımlarından oluşan mistik, şiirsel bir dil oluşturduğu görülmektedir
Hasan KIRAN
Renklerin Devinimi
Hakan Esmer'in resimleri denince akla ilk gelen renkler ve bu renklerin en ufak ayrıntılarına kadar ustalıkla kullanımı oluyor zannederim. Son sekiz on yıldır yaptığı resimleri yakından izleyen biri olarak onun çalışmalarında, bıkmadan, usanmadan aklıma ve gönlüme sindirdiğim figüratif soyutlamalarındaki renkler olmuştur.
İster önceleri sergilenen ufak boy yapıtlarında, ister son sergi için hazırladığı büyük tuvallerinde, ister doğanın çerçeveden fırlayan eski çalışmalarında, ister zeminin ya da arka fonun egemen olduğu geç dönem çalışmalarında renkler ve bu renklerin düzenlenişi içeriği ve özü bile arka plana iten güçtedir.
Kırsal ve kentsel yörenin izlenimci bir yaklaşımla resme dönüştürülmesinde ve dışavurumcu bir üslupla alıcıya sunulmasında genç sanatçının gösterdiği başarı, onun gelecekteki çizgisi üzerine büyük umutlar yaratıyor. Yapıtlarının her birinde rastlantısal bir öğe ile karşılaşmak adeta olanaksızmış gibi bir his uyandırıyor.
Son yapıtlarında tuvallerin boyutlarına teslim olmamış ve onları hem kompozisyonlarıyla, hem de bu kompozisyonlarda kullandığı, çoğunlukla kontür renklerle akıllıca ve ustaca kontrolü altına alabilmiştir. Hiçbir yapıtında ne konusal kaybolma ne de taşma vardır. Koyu, kopkoyu siyah fonlarında bile o sevecen renklerle oluşturuverdiği doğa öyküsü alıcısını hemen sargılamakta ve öne çıkabilmektedir.
Hakan Esmer'in bu son sergisi Türk Resim Sanatında sıkça görülen tıkanmada farklı bir soluk gibidir.
Sıtkı M.ERİNÇ 2001
Kurgu Düzenekleri
İster doğa kökenli ister doğadan bağımsız olsun, belirli bir konsept çerçevesinde sanatsal içerik taşıyan her resim, sanatçının görüşü ve yorumu doğrultusunda kurgulanmış bir biçim modeli üzerine kuruludur. Bu model ayrıştırılarak, görsellik değerini belirleyen sanatsal elemanlar saptanarak kurgunun dayandığı anlatım şeması ortaya çıkarılır. Bir sanat yapıtını ötekinden ayıran özellikler, sözkonusu şemanın içinde sakladığı değer aşamalarıyla ilgilidir. Kurgunun bir "inşa" düzeyine ulaşmasında sanatçıyı ilgilendiren seçeneklerin hiyerarşik yapısı ve yapının doğallığı önemli bir olgudur. Hiyerarşik yapı, tablonun organik düzeniyle ilgili olarak renk, çizgi, leke ve motif bağlamında, genel strüktürle çelişmeyen unsurların tutarlı bir kompozisyonu amaçladığı ve bu amaç yönünde organize edildiği sürece, öncelikli unsurların öne çekilmesini zorunlu düzeye getirecektir. Heidegger bir yerde, yapıtın "yapıt" olmasını bu koşula bağlar. Çünkü yapıt, böyle bir "kurulma" yı talep eder. Kendisi, yapıt olmaklığıyla "kuran" (inşa eden) bir şeydir. Kendi içinden yükselen yapıt, bir "dünya" açar ve onu tedavülde tutar. (Allan Mengill, "Aşırılığın Peygamberleri", çev.:T.Birkan, Bilim ve Sanat Yay. 1998.
Hakan Esmer'in resimlerinde, daha ilk bakışta dikkatimizi çekmesi gereken şey, yukarıda değindiğimiz kurgu işlevinin, başat (dominant) bir değer düzeyinde, tablonu bütünü yönünde ele alınmış olmasıdır. Tabloyu oluşturan görsel elemanlar, doğa gözleminin ürünü olarak, tek başlarına işaret eder göründükleri dış gerçekliğe göndermede bulunurken, tablonun bütünlüğü açısından bakıldığında, bir doğa konseptine temel oluşturacak referansları kapsamazlar. İçinde bir manzara imgesini taşıyor olsalar bile, Hakan Esmer'in amaçladığı şey alıştığımız bir peyzaj konsepti üzerine tasarımlanmış doğa görünümü sunmak değildir. Bunun bağımlı bir şekilde, derinlik (perspektif) oluşturmak çabası da manzara resminin geriye doğru uzaklaşan mekan çizgilerini temel alan bir düzen şemasını öngörmez. Aynı rengin (yeşilin yada kiremit kırmızısının) farklı nüanslarını, ton derecelerini kullanarak, üç boyutluluk ve hacimsellik gibi doğa resmine özgü ayrıntıları gündeme getirdiği yerlerde de, tablonun soyutlamacı estetiğiyle uyumlu biçimde, bu türden bir ayrıntıcılığa yönelmez doğal olarak. Dolayısıyla, ışık-gölge, burada kurgusal temellere kuvvetle dayanan bir kavramsalcılık doğrultusunda anlam taşımaktadır. Resmin zeminine çoğu kez egemen olan düz siyah, onun önündeki biçim elemanlarına, vurgulu bir renk tınısı kazandırır. Bu da, derinliğe ilişkin çağrışımsallığı özendirici bir tutumla ilgili görülebilir. Hakan Esmer, her şeyi soyutlamacı bir plan çerçevesinde kurguladığı resimleriyle, izleyiciye, hem öyle olan, hem de öyle olmayan bir ikilem yönünde, kurgusallığın kurallarına tabii olan iki ayrı bakış seçeneğini aynı anda kollaması gerektiğine ilişkin bir öneri sunmaktadır burada. Resim sanatı düzleminde, metodolojik bir bakışla sınırlı kalmaktan yana olmadığından resmini okuyacak kişinin de öyle böyle bir saplantı içinde bulunmasını istemez.
Çözdüğü şeyi, aynı zamanda bağlamak gibi dönüşümlü bir çaba içinde görünmekle, o şeyi doğrusundan ve tersinden okumanın, aslında görsel metaforun gerektirdiği bir çeşit kural olduğu gerçeğine de göndermede bulunmaktadır Hakan Esmer. Kendisinin de mensup olduğu genç kuşak sanatçılarında yaygın bir tutum olarak beliren böyle bir yaklaşım yanılsamacı estetiğin dayandığı ilkeleri akla getirir. Tarihin derinliğinde yer alan sanatçılar, bu ilkeleri konvansiyonel bir düzlemde sık sık denemiş olduklarından, günümüz genç kuşak sanatçılarının, bilinçli yada bilinçsiz, bu geleneği sürdürmekte oldukları söylenebilir. Ancak bu geleneğinin çağdaş içerikli paradigmaları, çok geniş bir alana yayılmakta ve gündelik yaşamın en incelikli noktalarına kadar yayılmaktadır.
Hakan Esmer'de özgün bir yapısallık içeren kurgu, arka planda grafiksel bir disiplinde örtüşmektedir. Grafiksel kurgu, ister istemez tasarım olgusuna ağırlık verir. Bu açıda bakıldığında, çizginin boyayla bütünleşme sürecinin ihmale uğramamasından kaynaklanan sentezci bir yaklaşım, derinden derine etkisini duyurmakta, görsel tasarıma ilişkin bütün olanakların devre-dışı tutulmadığı görülebilmektedir.
Sonuç olarak, Hakan Esmer'in resimlerinde yer alan doğa elemanlarının, dolaysız algılanmasına dayanan bir görüşün yansıması olmadığını söylemekle, onun arkasında yatan plastik amaçlılığın da altını çizmiş oluyoruz. Böyle bir amaçlılık sanat yapıtına varlık kimliği kazandıran ana etkeni gün ışığına çıkarır. Bakıp görmek ve gördüğünü kavramsal bazında görselleştirmek sonucunda gerçekleşen ve kimlik göstergesi olma işlevini de doğal üstlenen bu etken, şimdilik Hakan Esmer'in resimlerine ileride büyük bir olasılıkla yeni dönüşümlere uğrayacak olan içeriksel ve biçimsel yapıya ilişkin yeni çözüm seçeneklerini düşündürmektedir.
Kaya ÖZSEZGİN